
EKSİK ANLATMIŞIZ, FAZLASINI YAŞADIK
Elif, karakışın ayazından, yağmurundan ve fırtınasından çok yorulmuştu. "Şöyle bir bahar havası olsa da şenlenseydik..." diye mırıldandı. Bu mırıldanmalarını duyan babası hemen harekete geçti:
— Haydi çocuklar, teyzelerle beraber köye gidiyoruz…
O an Elif’in kurduğu hayaller sanki bir bir gerçekleşiyordu. Mis gibi kokan köylerine teyzesiyle gidecek olmalarına ayrı sevinmişti. Hemen odasına koşup o fuşya pembe beresini ve şalını alarak:
— Ben hazırım! dedi ve kapıya geçti.
Elif, köylerinin o virajlı ve sarp yollarında, teyzesinin kucağında gitmeye bayılırdı. Kardeşi Günçiçek ise:
— Ne gerek var şimdi? Evde mis gibi oturup televizyon izlemek varken... diye söyleniyordu.
Yol boyunca Elif başını teyzesinin omzuna yasladı, teyzesinin saçlarını okşamasına bayılıyordu. Köye yaklaştıkça güneş adeta bir ilkbaharı yaşatıyordu. Elif arabadan iner inmez hemen köy meydanındaki çeşmeye koştu. Çeşmenin hemen yanı başında köyün ilkokulu vardı. Elif, "Ne güzel günlerdi okulumuzun bahçesinde 'kutu kutu pense' oynadığımız günler..." derken adeta o günleri tekrar yaşıyordu...
Geçmişten Anılar

O an çeşmenin tam karşısında, köşe başında anaannesinin kiremit evi gözüne ilişti. O taş duvarların arasındaki eski ahşap pencerede anaannesini, elinde örgüsüyle hayal etti. Gözleri doldu; çeşmeden buz gibi akan su artık ona ılık geliyordu. Birkaç avuç su içip yüzünü yıkadı ve hissettiklerini Günçiçek’le paylaşmak istedi. Oysa Günçiçek onun duygularından ne kadar da uzaktı…
— Günçiçek, biliyor musun? İyi ki geldik. Yolda gördüğümüz keçiler, minik oğlaklar ne kadar güzellerdi, değil mi? Hele o bembeyaz minik oğlak yavrusunun kayalıklara tırmanışını unutamıyorum. O atlar nasıl koşuyorlardı öyle… Köye gelirken mola verdiğimiz yerde topladığım dağ nergislerini anaannemizin mezarına götürmek istiyorum, sen de gelmek ister misin?
Günçiçek ise Elif’in kelebekler gibi uçuşan bu naif duygularından çok uzaktı ve başka şeyler yapma isteğini gerçekleştirememekten dolayı gergindi. Hayatın güzelliklerinii görüp gerçek duygularını yaşayamıyordu. Elif’e sesini yükselterek azarlarcasına bağırdı:
— Ben istemiyorum, sen kendin git! Beni isteklerine karıştırma!
Elif o an bir kez daha hayal kırıklığı yaşadı. Kardeşi Günçiçek’in bu , mutsuzluğunu anlamlandıramıyordu. Günçiçek’in boynundaki sarı papatyalı atkısını anaanneleri örmüştü. Elif o günü hatırladı…
Günçiçek köyden birinin atkısını çok istemiş, o çocuk kendisine vermediği için de ağlamıştı. Anaannesi de hemen şişlerini, yumaklarını kaptığı gibi ahşap penceresinin önüne geçmişti. Kanaviçe işlemeli perdelerinin arasında, bembeyaz tülbentinden omuzlarına sarı ipler sarkıyordu… Daha oyunları bitmeden anaanneleri sarı atkının üzerine beyaz papatyalarını da işlemişti. Günçiçek çok mutlu olmuş, hırçınlığı da geçivermişti.
Anaannem senin boynuna atkısını dolarken ne demişti hatırlıyor musun? :
— Senin ismini neden Günçiçek koyduk kızım, biliyor musun? Hayatu bembeyaz papatyalar kadar masum ve neşeli yaşaman için... Hayatta her şey bizim istediğimiz zaman, bizim istediğimiz şekilde olmayabilir. Önemli olan, zor zamanlarda dahi ismin gibi hayatın "Günçiçeği" olabilmek. Gülmeye, neşelenmeye, herşeye rağmen hayata sımsıkı sarılmaya devam edebilmek…
“Biz sadece o gün köyde, okulun bahçesinde oyun oynamamışız. Aslında biz o gün anaannemizden mutlu olabilmekle ilgili en kıymetli deneyim aktarımını almışız
Hayatta zorluklar, istemediğimiz olaylar karşımıza çıksa da o an isteksiz de olsak gülmeye, neşeli olmaya çalışmalı ve yols devam etmek için çabalamalıyız.
Aslında eksik anlatmışlar, fazlasını yaşadık…” derken Elif tatlı bir tebessümle kardeşinin ona uzanan kollarını tutup kardeşine sımsıkı sarıldı.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 26 tepki
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
