Teknolojinin hızla ilerlediği bir çağda yaşıyoruz. Bu gelişme, alışkanlıklarımızı ve yaşam biçimimizi de kökten değiştirdi. Telefonlar ve bilgisayarlar sayesinde tek bir dokunuşla dünyanın öteki ucuna ulaşabiliyor, istediğimiz her şeyi anında satın alabiliyoruz. Teoride sevdiklerimizle “sürekli bağlantıdayız”; ancak insan, çoğu zaman bağlantıda olmakile iletişim kurmayı birbirine karıştırıyor.
Ekranlar sürekli ışıl ışıl ve aktif, peki ya gerçek ilişkilerimiz?
Teknoloji hayatımızda daha fazla yer kapladıkça, derin ve samimi paylaşımlar sessizce yerini yüzeysel bildirimlere bırakıyor. Sosyal medya uzakları yakın etti; ama ya en yakınımızdakiler?
Masadaki Sessiz Kalabalık
Sıradan bir akşam yemeği saatiydi. Anne, baba ve iki çocuktan oluşan dört kişilik aile masaya oturmuştu. Masada anne tarafından özenle hazırlanmış sıcacık yemekler vardı; ancak her tabağın hemen yanında, yemeğe eşlik eden bir de telefon duruyordu.
Baba, bir taraftan hızlıca yemeğini yerken diğer taraftan gelen aramaları yanıtlıyor, arkadaşlarıyla bir gün önceki maçın hararetli kritiğini yapıyordu. Anne ise arkadaşının sosyal medyada paylaştığı yurt dışı gezisi fotoğraflarına bakmakla ve onları beğenmekle meşguldü. Ağabey, akşam oynayacakları çevrim içi oyunla ilgili arkadaş grubuna durmadan mesaj gönderiyordu.

Sofrada derin bir sessizlik hâkimdi; herkes fiziksel olarak oradaydı ama ruhsal olarak kendi sanal dünyasındaydı. Kimse birbirinin yüzüne bakmıyor, sadece bildirim geldiğinde telefonların ışığına yöneliyordu. Ağabey, aniden “Benim gitmem lazım, oyun başlıyor!” diyerek yemeğini bitirmeden odasına yöneldi.
Mine’nin Duyulmayan Sesi
Ailenin en küçüğü Mine, çekinerek söze girdi: “Bugün okulda ne oldu biliyor musunuz?”
Anne ve babası o kadar meşguldü ki kızlarının bu sorusunu sadece geçiştirdiler. Gözleri ya ekranda ya da tabaktaydı. Mine’nin merak edilen bir hikâyesi, paylaşılacak bir heyecanı vardı; ama onu dinleyecek bir çift göz bulamadı. Gözleri dolan küçük kız, sessizce sofradan kalkıp odasına geçti. Bugün okulda yaşadığı üzücü olayı anlatacak kimsesi yoktu. Kendini görünmez, sevilmeyen ve yalnız biri gibi hissetti.
Hemen başucundaki günlüğünü açtı ve renkli kalemleriyle şu satırları döküverdi:
“Keşke beni farketselerdi… Evimizde her türlü teknolojik imkânımız var ama birbirimizle sohbetimiz, iletişimimiz yok. Yemekte bile kimse kimseyle konuşmuyor. Kendimi çok yalnız hissediyorum.”
Uyanış ve Telafi
Ertesi sabah annesi Mine’yi uyandırmak için odasına girdiğinde, onu günlüğüyle birlikte uyuyakalmış bir hâlde buldu. Yazılanları okuyunca yüreği burkuldu. Hemen eşini arayarak Mine’nin hislerini anlattı. Ortak bir karar aldılar: Bu durumu telafi etmek zorundaydılar.
O akşam yemek vaktinde baba, masaya oturmadan önce önemli bir kuralı duyurdu: Artık yemek saatinde telefonlar masada olmayacaktı. Herkes telefonunu odasında bıraktı ve yeniden masaya oturuldu. Baba, yumuşak bir sesle sordu:
“Mine, anlat bakalım kızım; dün okulda ne olmuştu?”
Mine’nin gözleri sevinçle parladı. Uzun bir aradan sonra sofra başında samimi bir sohbet başladı. O akşam kimse ekranlara gömülmediği için birbiri ile gerçekten ilgilenmeye ve yeniden bağ kurmaya başladı.
O gün anne ve baba çok önemli bir gerçeği fark etti: Teknoloji bir ilişki türü değil, sadece bir araçtı. Asıl mesele; aynı çatı altında yaşayıp birbirine yabancılaşmak ve en yakınındakinin ihtiyacını görememekti. Uzaktaki biriyle mesajlaşırken yanındakiyle konuşamamak,gerçek iletişim kuramamanın ve yalnızlığın ağır biçimiydi…
“Ekranların Gölgesinde” için 33 yanıt
-
Kaleminize sağlık..
Aslında ne kadar da yanlışı ustaca yapar hale gelmişiz..Teknolojiyi araç değil amac edince hayatımızda bitmeyen kaoslar başladı -
İletişim cihazlarının bu kadar fazla olduğu bir dönemde ne oldu da iletişim kuramaz hale geldik?
-
Ne yazık ki çok yaygın bir sorun, dış dünya yakınımızdaki insanlardan daha önemli hale gelebiliyor… Çok acı… ama gerçek…
-
-
Elinize emeğinize sağlık . Güzel bir örnekli anlatım olmuş.
Bütün ailelerin uyanışı olması duasıyla…. -
Sessiz bir çığlık bazen kaleme döküldüğündede farkedilmesi mümkün oluyor demekki
Çok duygulandım okurken.
Çokta mutlu oldum.Teknolojiyi doğru alanlarda ve kıvamında kullanmak gerektiğini anlamamız gerekiyor…
-
Umulur ki iletişim araçlarını belirli bir seviyede kullanarak, çevremizle daha fazla gerçek iletişimin kurulduğu o günlere ulaşabiliriz.
-
İletişim sorunların bir kısmını, doğru iletişim çoğunu halleder. İnsanı anlamak ve tanımak için bir yol
-
Öncelikle bu güzel yazının beni tekrar uyardığını itiraf edeyim. Evdeki durumumuzu bir kez daha gözden geçirip böyle güzel kararlar almak iletişimi oldukça güçlendirecektir. Bizim gençlik yıllarımızda böyle cep telefonları yoktu. O zamanlar da televizyon seyredilir iletişim kopardı. Işıklar söndüğünde gaz lambası eşliğinde tatlı muhabbetler olurdu. Tabii şimdiki gibi jeneratörler yoktu henüz evlerimizde. Her dönem çeldiriciler var malesef ki. Ama teknolojiyi yerinde kullanırsak konforu daha iyi yaşarız👍❤️🌸
-
Ekranların Gölgesinde” yazınızı büyük bir iç sızısıyla okudum. Günümüzün en sessiz ama en derin sorunlarından birini, bu kadar sade ve çarpıcı bir anlatımla dile getirmeniz gerçekten çok etkileyici.
Özellikle Mine’nin duyulmayan sesi… O satırlar sadece bir çocuğun değil, aslında görülmeyi ve duyulmayı bekleyen herkesin ortak hissine dokunuyor. Aynı masada oturup birbirimize bu kadar uzak olabilmemiz ne kadar acı bir gerçek… Yazınız bu gerçeği yüzümüze çarpmadan, incelikle fark ettiriyor.
En kıymetli tarafı ise umut barındırması. Küçük bir farkındalıkla, basit bir kural değişikliğiyle bile bağların yeniden kurulabileceğini hatırlatıyorsunuz. Çünkü bazen bir ilişkiyi kurtaran şey büyük adımlar değil; gerçekten dinlemek, göz teması kurmak ve “buradayım” diyebilmektir.
Kaleminize, yüreğinize sağlık. Bu yazı sadece okunacak değil, üzerinde durulup düşünülmesi gereken bir farkındalık çağrısı olmuş.
-
sosyal medya modernleşen dünyada pozitif bir araç gibi gözükse de en önemli şeyi ilişkilerimizi öldürüyor her evde olan o sohbetler artık yavaş yavaş bitiyor halbuki insan insana muhtaçtır teknolojiye değil.Bu bağımlılığı kontrol altında tutmak daha sağlıklı olur aynı verilen örnekteki gibi
-
İletişim araçları çok ama gerçek iletişim çok az. Farkındalık uyandıran bir yazı olmuş elinize sağlık.
-
Teknolojinin esaretinde gerçek iletişimden, samimi ilişkilerden ne kadar uzaklaştığımıza dair güzel bir yazı..
Kaleminize sağlık… -
Teknoloji hayatımızda bizi birbirimizden ayırıp yalnızlaştırmak için değil gerektiği yerde kullanımı ve faydası olacak bilgiler edindiğimiz zaman kadar olmalı. Ama ailemizin iletişim içinde olduğumuz kişilerin önüne geçmemeli çok güzel bir makale emeğinize sağlık 🌺
-
Zaman zaman ekranların gölgesinde kalıp unutsak da gerçek iletişimde bulunduğumuz yere uyum sağlayıp sevdiklerimize odaklanıp anı yaşamalıyız😊
-
Iletişim ilişki aslında bir bağ
ne yazık ki ..teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı kadar hayatımızdan aldıkları da var. -
Gözlerimiz telefonda hayatımız elimizden akıp gidiyor ve bunun farkına varmıyoruz çoğu kez.
Sosyal medyada komik videolar adı altında insanların elinde telefonla bir yerlere çarptığını görüyoruz.
Aslında bu çok üzücü bir durum. Elimizdeki küçük kutucuğun hareketlerini izlerken çevremizdeki güzellikleri kaçırıyoruz.
En kısa zamanda toparlanmak ümidiyle.. -
İletişim araçları çoğaldıkça, ilerledikçe iletişimin azalmasında- gerilemesinde sizce de bir gariplik yok mu?
Keşke bunu fark edip zamanında önlemimizi alabilsek. -
Teknoloji hayatımıza girdiğinden beri değerlerimizi yavaş yavaş kaybettik maalesef.
-
İnsan nasılda farkına varmadan yakınlarını uzak ediyor. Sonrasında ise aynı çatıda olsalar dahi herkes kendi dünyasını yaşıyor. Ve kavram olarak kalıyor “Aile, bağ, ilişki”.
Sağlam bir ilişki için yöntemleri bilmek gerekiyor. Bunun içinde seminerlere katılmak yeterli. -
Aile; iletişimin güçlü olduğu yüksek bağların kurulduğu bir kurum olması gerekirken ekranlara daldığımızda, en yakınımızdakini ve onun ihtiyaçlarını göremediğimiz korunaksız ve çabuk dağılabilecek bir yapıya dönüşebiliyor maalesef. Doğru ve dengeli kullanılmadığında uzağı yakın kılan teknoloji yakını uzak kılabiliyor.
-
İletişim araçları ile kurduğumuz bağı ailemizle kuramıyoruz maalesef artık. Mine’nin duyulmayan sesi artık tüm ailelerde çığlığa dönüştü. Farkedip uyanmamızı diliyorum….
-
Son yıllarda yaşadığımız ama göremediğimiz yalnızlığımızın özeti olmuş. Güzel bir yazı tebrik ederim.
-
Yazının dili oldukça samimi ve akıcı. Özellikle “Masadaki Sessiz Kalabalık” metaforu çok güçlü. Okuyan herkesin kendi akşam yemeği sofrasını bir anlığına sorgulamasını sağlayacak kadar gerçekçi bir kurgu.
Eline sağlık, bu tarz farkındalık yaratan metinler, ekranların ışığından körleşen gözlerimizi tekrar birbirimize çevirmemiz için harika birer hatırlatıcı oluyor. 🌸 -
Teknoloji kaynaklı yalnızlık üzerine güzel bir yazı olmuş. Okurken hepimizin yaptığı bir yanlış olduğu çıkıyor ortaya. Tebrikler yazanın emeğine sağlık.
-
Teknoloji aslında hayatımızı kolaylaştırmak için var ancak çoğumuz telefon bağımlısı olduk.Teknoloji ile kurulan iletişim,sosyal medya… bu yüzden bize yetersiz geliyor,onca kalabalığa rağmen yalnızlık hissi buradan geliyor.Ben de teknolojinin evdeki tv ve kasetçalardan ibaret olduğu günleri çok özlüyorum.Ne güzel sohbet ederdik…
-
Yazıyı okurken ben de kendi iç muhasebemi yaptım😞 Çocuğum birşeyler anlatırken ona ne kadar ilgili davranıyorum, onu gerçekten dinliyor muyum? Yoksa “Muş” gibi mi yapıyorum.
İletişim aletleri maalesef uzaktakileri yakın ederken, yakınımızdakileri de bizden uzaklaştırdı.
Farkındalık için teşekkürler -
Gözümde çoook eskilerden canlanan bir sahne … Bir sus dizi izliyorum , ne kadar buruk hissettiğimi mineyi okurken hatırladım. Bazı anlar bazı hisler çok ciddi iz bırakıyor yaş 40 olsada hatırlanıyor… Kaçırmadığımız gerçek paylaşımları çoğaltabilmek dileğiyle…
-
Teknoloji ile birlikte, bir ailenin nasıl birbirilerlerinden uzaklaştığını anlatan, bu konuda farkındalık oluşturan bir yazı olmuş. Teşekkürler
-
Yazınızı okurken aklıma eskiden bir komşu akraba arasa bile yemek saati ayıptır şimdi aramayalım derlerdi bir adabı vardı çünkü ailecek geçirilen vakitler çok kıymetliydi
Fakat günümüzde pekte hassasiyet gösterilmiyor aile içinde bile tlfla oturulup telefonla kalkılıyor ne yazık ki -
Mine’nin günlüğünün dijitalin geçiciliğine karşı gerçek hayatın kalıcılığıyla verilmiş bir cevap olarak görüyoruz. Annenin günlüğü okuduğunda sarsılmasının sebebi, telefondaki bir yazıyı okuması değil, kızının el yazısındaki o titremeyi, kağıdın dokusunu, yani “gerçek izi” görmesidir. Mürekkep, ekrandaki piksellerden daha ağır gelmiştir. Bu pencereden baktığımızda, masadaki o telefonlar artık sadece birer cihaz değil, birer “duvar” gibi görünüyor. Aile arasındaki iletişim zaten zayıfsa, teknoloji bu boşluğu hızla doldurur. Yani telefonlar iletişimi koparmadı; kopuk olan iletişimin yarattığı boşluğa telefonlar yerleşti.Ki bu çok daha tehlikeli bir durum aslında.
-
Gerçek sofralarda, gerçekten ruhumuza dokunan samimiyetle kurduğumuz ilişkilere dönsün yönümüz…
Farkındalık içeren yazınız için teşekkür ederiz. -
Çok doğru bir tespit olmuş malesef bizi cezbeden tarafları çok çabuk benimsiyoruz.Keşke her şeyin dozunu iyi ayarlayabilsek .🥰
-
Kendi rahatımız için çocuklarin gelişimini çaldığımız bir çağ, adı teknoloji çağı diye geçiyor.)
Bir yanıt yazın