Nalan videoya takılıp kalmıştı; parmağı ekrana her gittiğinde, aynı sahneleri üst üste birkaç kez daha izlemekten kendini alamıyordu.
Bir anne ayı, karlı ve dik bir dağın tepesine tırmanmıştı. Küçük yavrusu ise aşağıdan, karları yara yara annesini takip etmeye çalışıyordu. Anne zirveye ulaştığında arkasını döndü ve yukarılardan bir yerden yavrusunu izlemeye başladı. Dağ öyle dik, şartlar öyle çetindi ki… Yavru ayı, anasının yanına varmak için her hamle yaptığında karlar kayıyor, o çabaladıkça daha da aşağıya, en başa savruluyordu. Bir, iki, üç, dört… Defalarca denedi yavru ayı. Israrla, inatla…
Nalan videoyu izlerken, göğsünün tam ortasında yükselen o tanıdık annelik içgüdüsüyle panik olmuştu. Yavrunun aşağıda tek başına kalacağını, o dik yamacı asla aşamayacağını düşündükçe kalbi sıkışıyordu. Ekranın karşısında nefesini tutmuştu.
Gerçek Merhamet
Dışarıdan bakıldığında anne ayı ne kadar da merhametsiz, ne kadar da mesafeli görünüyordu. Oysa dikkatli bakınca, yukarda bir sağa bir sola adımlayarak aslında yavrusunu teşvik ettiğini, onu eğimin daha az, tutunmanın daha kolay olduğu yamacın sağ tarafına yönlendirmeye çalıştığını fark etti. “Niyeti nedir acaba?” diye düşündü önce Nalan. Haklı bir öfkeyle, “Aşağıya inip yavrusunu ensesinden kavrayarak yukarı çekmesi gerekmez miydi?” diye geçirdi içinden. Fakat tam o anda, yavrunun her düşüşten sonra yeniden tırmandığını görünce durdu. “Bu işte başka bir bilgelik var,” dedi kendi kendine.

Bakışları ekrandan uzaklaştı, zihni hızla kendi oğluyla olan ilişkisine, Fırat’a kaydı. Fırat, henüz yeni başladığı okulu değiştirmek istiyordu; bir türlü sevememişti orayı. Eğer bu isteğini kabul ederse, bu onun ikinci okul değişikliği olacaktı. Sürekli uyum sağlayamadığından şikayet ediyor, her sabah ayakları geri geri gidiyordu.
Nalan derin bir nefes alıp gerçekle yüzleşti: Okulu değiştirseler bile, Fırat muhtemelen bir sonraki okulu da beğenmeyecek, önüne çıkan ilk zorlukta kaçmak için başka bir bahane bulacaktı. Sorun okulda değil, Fırat’ın yokuş yukarı yürümeyi istemeyişindeydi. Bu okul değiştirme döngüsünün bir sonu yoktu. Çocuğunun önündeki her taşı temizleyerek, ona aslında iyilik yapmış olmuyordu; aksine, onu hayata karşı silahsız bırakıyordu.
Fırat’ın da tıpkı o ayı yavrusu gibi, karları patileriyle kazıya kazıya o dağa çıkması, düşe kalka mücadele etmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Ve bu mücadele, tam da şimdi, bu okulda başlamalıydı.
Nalan videoyu kapattı. İnsanı asıl yetiştiren ve mutlu eden şeyin, hazır sunulmuş bir zirve değil; o zirveye tırmanırken gösterilen mücadele olduğunu artık daha iyi biliyordu.
“Yetiştirmek mi Büyütmek mi?” için 15 yanıt
-
Görünen bir ayı yavrusunun mücadesi… konumuzunsa ayıyla bir ilgisi yok 🙂
-
Hayat insana yaşayarak öğretiyor
Ancak en kıymetlisi kendin yaşamadan hatalardan uzak kendi hayatınla ilgili kararlar almak ve uygulamak
İnsan yetiştirmekle büyütmek arasında çok fatk var ve deneme yanılma yöntemiyle olmamasının farkındalığını anlatanbu makaleyi çok beğendim . Yazanın ellerine sağlık -
Farkındalık oluşturan güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık 🌻
Bazen yetiştirdiğimizi veya ona yardımcı olduğumuzu zannediyoruz. Aslında o kişinin marifet kazanmasını engelliyoruz.
Marifet kazanamadığı için de yetişkin birey olduğu zaman karşılaştığı problemi nasıl çözümleyeceğini bilemiyor.
Oysaki bir insanı yetiştirmek, kendi problemini kendisinin çözebileceği hale getirebilmektir.
-
Her doğan büyür… önemli olan ayakları üzerinde durabilen. Düşe kalka olsa bile kendi sorumluluğunu alabilen bireyler yetiştirebilmek.
Kaleminize sağlık. Çok önemli bir konuya dikkat çekilmiş. -
Bir insanı güçlü kullanan şey mücadelesi gerçekten. Çocukken problem çözmüş kişiler yetişkin olduklarında problemsiz kalmıyor ama o kadar çok güçleniyor ki, problem gelse de bunu anlamıyor.
Diğer taraftan mücadelesi elinden alınmış çocuğa bakıyorsun, en ufak bir problem karşısında hemen umutsuz kalabiliyor.
Buna doğadan da bir örnek gelmiş olması çok hoş olmuş emeklerinize sağlık. -
Bir anne ayı ve yavru ayıya bakarak; öocugumuzu yetiştiriyor muyuz, yoksa sadrce imkan vererek büyütüyor muyuz sorsunun cevabını verdiniz….
Teşekkürler…
Doğadaki iz vr işaretleri gerçekten okumak dileğiyle -
Sormalı insan kendisine; “bana verilmiş olan kıymetli çocuğu, büyütüyor muyum yoksa yetiştiriyor muyum?”
-
Bir insanı büyütmekle yetiştirmek arasındaki farkı çok güzel anlatmışsınız.
Eğer örnek almak istersek çevremizde bunun gibi bir çoğunu bulabiliriz . Çocuğumuzun önüne çıkan her engeli her problemi biz çözersek onu Marifetsiz bir birey yapabiliriz. Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş -
“Çocuğun önündeki her taşı temizlemek değil, o taşların üzerinden geçmeyi öğretmek…”
Yazının bende bıraktığı duygu tam olarak bu oldu.
Biz ebeveynler çoğu zaman çocuklarımızın önündeki engelleri kaldırmanın sevgi olduğunu düşünüyoruz. Oysa gerçek sevgi bazen onların düşmesine, denemesine ve kendi güçlerini keşfetmesine izin verebilmektir.
Hem anne babalar hem de eğitimciler için çok değerli bir farkındalık.
Emeğinize sağlık. 🌿💙 -
insan yaptıgını kavramı yanlış kullanarak destekliyor. o yuzden merhamet gerçekten ne demek cok onemli
-
Yetiştirmek ve büyütmek arasındaki o ince ama derin çizgiyi çok nitelikli bir perspektifle ele alınmış. Çocuğun biyolojik gelişimini sağlamanın ötesine geçip; onun öz şefkatini, bireysel yetkinliklerini ve duygusal dayanıklılığını inşa etme sürecine odaklanmak günümüz ebeveynliğinin en temel gereksinimi. Fiziksel bakımı pedagojik ve ruhsal bir rehberlikle taçlandıran kıymetli farkındalık yazısı.
-
Yetiştiremiyoruz maalesef çocuklarımızı her şeyi sunuyoruz onlara
biz çektik onlar çekmesin derken aslında zarar veriyormuşuz -
Öncelikle selamlar.
Kaleminize sağlık.
Yazıyı okurken Fırat tarafımı sorguladım biraz daha ilerleyince anne adayı olarak Nalan’da olursam dedim.
Nalan olabilmekte bir marifettir şu zamanda dedim.
Çok güzel bir anlatımla kaleme alınmış.
Ama hepimizin bir Fırat oluşunu hissettim.
Hayatımızda sadece konular ya da gündem değişiyor sadece değişmeyen şey mücadele etmekten kaçıp direk zirveye ulaşmak istemek.
Zahmet olmadan rahmetin oluşunuda unutuyoruz bir yerde.
Her yükselişin başı acıdır sonu baldan tatlı gelir. Bizler en başta o balın tadını almak istiyoruz bu yüzden hayatımızın hiçbir alanında acıya tahammülümüz yok aynı zamanda kayıp gibi görüyoruz.
Hayatımın hangi evresinde olursa olsun zirvelere tırmanmaya çalışırken çektiğim acı beni olgunlaştıran en güzel dilimdir.
Hikayede yaşadıklarımın yansımasını gördüm.
Emeklerinize sağlık diyorum daim olsun🌹 -
Ne kadar da çok birbirine benzeyen ama birbirinden farklı olan kavramlar. Yetiştirenlerden olabilmek dileğiyle. Ne kadar farkındalığı arttıran bir yazı. Teşekkür ederiz🌸
-
Yetiştirmenin ne kadar özen ve sabır gerektiren bir süreç olduğu çok güzel bir örnekle anlatılmış, kaleminize sağlık✍️❣️,
Bir yanıt yazın