Ali, pazartesi sabahı ofise girdiğinde daha bilgisayarını açmadan içindeki sıkıntıyı hissetti.
Hafta sonu dinlenmiş sayılmazdı; aklı sürekli işteydi. Son haftalarda aynı düşünce zihninde dolaşıyordu:
“Bu ekipte yük hep bana kalıyor.”
Şirkette yılın en yoğun dönemlerinden biriydi. Yeni müşteri görüşmeleri, revize edilen bütçeler, bitmek bilmeyen tablolar… Ali neredeyse her gün mesaiye kalıyor, ama kimsenin bunu fark ettiğini hissetmiyordu.
Saat 10.30’da müdürden bir e‑posta geldi:
“Sunum öncesi satış rakamlarıyla kârlılık analizi karşılaştırılacak. Kim alabilir?”
Ali ekrana baktı.
“Kim alabilir değil…” diye geçirdi içinden, “Zaten yine ben yapacağım.”
Sessizce dosyayı açtı. Ama yarım saat sonra yan masadaki arkadaşının kahve almaya çıktığını görünce içindeki gerilim iyice arttı. Ekrana bakıyordu ama rakamlar artık seçilmiyordu. Gözleri satırlarda gezinse de zihni bambaşka bir yerdeydi.
“Yine aynı şey,” diye geçirdi içinden. “Kimse yükü paylaşmıyor ama iş yetişmedi mi dönüp bana bakıyorlar.”
Aslında kimse ondan dosyayı almasını istememişti. Ama o, kendinden talep edilmeden yapmaya alışmıştı. Sonra da kimse yardım etmediği için kırılıyordu.
Toplantı odasına girildiğinde ortam zaten gergindi. Sandalyeler aceleyle çekildi, dizüstü bilgisayarlar sertçe açıldı. Kimse kimseye bakmıyordu. Herkes önündeki ekrana sığınmış gibiydi.
Ali yerine oturduğunda çenesi sıkılıydı. Sabahki tablo hâlâ açıktı bilgisayarında; tamamlanmamış hücreler gözünü tırmalıyordu. Kalbi normalden hızlı atıyordu ama bunu kimseye belli etmemeye çalıştı.
Müdür sunumu ilerletirken bir anda durdu. Ekrana yaklaştı, lazer işaretçiyi eksik satırın üzerinde gezdirdi.
— “Burada satış rakamlarıyla kârlılık karşılaştırması yok,” dedi.
Sesi sakin görünüyordu ama odadaki herkesin dikkati o noktaya çekilmişti.
— “Bunu kim üstlenmişti?”
Kısa bir sessizlik oldu.
O sessizlik, Ali’ye saatler gibi geldi.
Kimse konuşmadı. Gözler masalara indi, sandalyelerde hafif kıpırdanmalar oldu.
Ali, müdürün bakışının yavaşça kendisine doğru kaydığını hissetti.
İçinde biriken cümleler artık durmuyordu.
— “Bu bana net söylenmedi,” dedi Ali.
Sesini kontrol etmeye çalıştı ama kelimeler sertti.
— “Zaten çoğu dosyayı ben toparlıyorum. Her şey son anda benim üzerime kalıyor.”
Söz bittiği anda odadaki hava değişti.
Birinin boğazını temizleme sesi duyuldu. Başka biri sandalyesinde geriye yaslandı.
Müdür gözlüğünü çıkardı, masaya bıraktı.
— “Ali,” dedi yavaşça,
— “Bunu daha önce de konuşabilirdik.”
Bu cümle, Ali’nin içindeki gerilimi daha da artırdı.
— “Konuşacak zaman olmuyor,” dedi.
— “Herkesin işi var ama iş yetişmeyince dönüp bana bakılıyor.”
Kimse desteklemedi.
Kimse karşı çıkmadı da.
Toplantı, teknik olarak devam etti ama artık kimse gerçekten dinlemiyordu.
Mesele tablo olmaktan çıkmıştı; herkes başka bir şey hissediyordu.
Ali, toplantıdan çıktığında içi doluydu.
Haklı olduğunu düşünüyordu ama kimse ona yaklaşmıyordu.

Kapıları Açan Anahtar
Öğle arasında yalnız otururken ofisin yaşlı çaycısı masasına çayı bıraktı.
Ali’nin yüzüne bakıp gülümsedi:
— “Evlat, belli ki bir şey seni epey yoruyor.”
Ali önce bir şey demedi, sonra istemeden içini döktü.
Çaycı sessizce dinledi, acele etmedi.
Cebinden küçük, eski bir anahtar çıkarıp masaya koydu.
— “Bizim depoda üç kapılı bir oda vardır,” dedi.
— “Herkes o odaya girer ama çoğu ilk kapıda kalır.”
Ali merakla baktı:
— “Ne var o kapıların arkasında?”
— “İlk kapıda herkes kendi sesini duyar,” dedi çaycı.
— “İkinci kapıda başkasının sesi duyulmaya başlar. Üçüncüdeyse ne ses kalır ne taraf… sadece olan biten konuşur.”
Ali bir şey söylemedi ama bu sözler aklının bir köşesine takıldı.
Tekrarlanan Sorunlar
Birkaç gün sonra aynı yoğunluk tekrar yaşandı.
Yeni bir müşteri için teklif hazırlanıyordu. Zaman kısıtlıydı, herkes gergindi.
Ali yine alıştığı gibi içinden söylenmeye başladı.
Sonra durdu.
Toplantı odasında konuşurken bu kez farklı bir yol denedi:
— “Burada süreç nerede tıkanıyor?”
— “Veriler bende, sunum tarafı kimde?”
— “Bu işi en sağlıklı kim tamamlayabilir, ona göre paylaşalım.”
Kimse suçlanmadı.
Sorunun kendisi konuşuldu.
Ekip rahatladı.
Müdür bir süre Ali’ye baktı, sonra:
— “Bu koordinasyonu sen üstlenir misin?” dedi.
Ali şaşırdı.
İlk kez ona bir işin kısmi operasyonu değil, tüm bir organizasyonu veriliyordu.
— “Ben rakamları toparlayayım,” dedi Ali,
— “Sunum tarafında desteğe ihtiyacı olan olursa birlikte hallederiz.”
Akşam sunum bittiğinde müdür yanına yaklaştı:
— “Bugün ekip uyumluydu, güzel bir iş bölümü yapıldı. Bu iyi bir yönetimdi.”
Ali eve dönerken içi huzur doluydu, memnun ve mutluydu. Ayrıca başka bir şey fark etti.
Bu kez memnuniyeti, takdir edilmekten değil; doğru yerde durabilmiş olmaktan geliyordu.
Ali o gün terfi almadı.
Ama ekipte sözü dinlenen birine dönüştü.
Ve şunu anladı:
İnsan önce kendi yükünü fark eder,
sonra başkasının yerini görür,
en sonunda dengeye ihtiyaç olduğunu anlar.
“Üç Kapılı Oda” için 13 yanıt
-
Kaleminize sağlık…İnsan en çok kendi yükünü gidermek için karsısundakının yükünü almayı öğrendiğinde mutlu olur.
-
Bir şeyi çözebiliyor olmamız çözmemiz gerektiği anlamına gelmiyor ah bir anlayabilsek 😶
-
İnsanın hayatına yeter ki gerçek dokunsun.. her şey nasılda tuzun suda eridiği gibi kolayca halloluyor. Gerçek ne olursa olsun gerçekleşecektir. Emeğinize sağlık🌸
-
Önemli olan yükü birlikte paylaşmaktı. İşte o zaman insan taşıdığı yükün ağırlığını hissetmiyor. Yük, yük olmaktan da çıkıyor.
-
İnsanoğlu sadece ondan beklenilmediği halde tüm işi yüklenir sonra altından kalkmayınca da şikayete başlar.
Önemli olan doğru yerde doğru bedelleri ödemek. Olaylara ve insanlara takılmadan yoluna devam etmek. Güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık 🌷 -
Ben hallederim İnsanlarının ortak kaderi
arkamıza dönüp baktığında kimseyi bulamamaktır .
İnsan bazen halledebildiği halde birazda kendini geri tutsa ne de çok şey değişecek aslında hayatında …. -
Yazı o kadar güzel hazırlanmış ki. Çoğumuzun da başına gelen bir şey. Bütün işi üstlenmek sonra da söylenmek.
Oysa her problem çözüm ile beraber verilmiştir. Yeter ki doğru anahtar doğru kapıya yönelsin. 🙂 -
Duygular baskın olunca iş yükünü bile dengeleyemiyor insan. İçimizdeki sesler ne kadar gerçeklerle uyumlu?
-
Problemin çözümünü hep başka yerlerde arıyoruz. Çözemedikçe de söylenip duruyoruz.
-
Her yükün altına girmek değilmiş mesele, gerektigi gibi paylaşmak önemli. Ne kırmaya gerek kalır ne de kırılmaya.. emeğinize sağlık 🌸
-
Emeğinize sağlık…
insanın etrafındaki insanlara iş bölümü yapma yük paylaşımı yapabilme konforu Çok üst düzey bir konfor…
Ali gibi her şeyi yapmak isteyen biri için:):)
-
Gerçekten de dengede olmak, dengede kalabilmek ve etrafınla olan ilişkilerde dengeyi sağlayabilmek…
-
Kaleminize sağlık,ne kadar güzel kurgulanmış ve yazılmış .
Hayatın içerisinde hepimizin yaşadığı bazen çaresiz,bazen yalnız bırakılmış,tüm yük üzerimize yüklenmiş gibi hissettiğimiz anlar çokça oluyor . Bu yazıda da gördüğümüz gibi iletişimden, sorunu doğru ifade etmekten ve yapabiliyoruz diye her yükü yüklenmemekten geçiyor .
Bir yanıt yazın